16 Eylül 2011 Cuma

Doğada Bir Gün


Buradan Krombera’ya (ve Sevil'e)teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Bir anne olarak; anne olmasaydım da toplumun geleceğini şekillendiren çocuklarımızın, teyze’si, hala’sı veya abla’sı olarak…

Bir gala filmine, özellikle de “eğitim” konulu belgesel bir yapımın galasına beni davet ettikleri için…

8 Eylül Perşembe günü, Kanyon Cinebonus’a, Türkiye’de “doğa tema”sı ile eğitim sistemini oluşturan Doğa Koleji’nin Okan Bayülgen imzası ile görselleştirilen başarı öyküsünü izlemeye gittim.

Okan Bayülgen, “Doğada Bir Gün” filmini, kendisinin de bir üyesi olduğu ve dünyanın en büyük kulübü olarak nitelendirdiği ‘anne-babalar kulübü’ için bir katkı olarak gördüğünü belirtti.

Haklıydı…

Bir baba olarak çocuğunun sağlığını, eğitimini ve “geleceği”ni düşünüyordu. Tüm anne babalar gibi…

Ve okulun başarılı eğitim sistemini, okulda ışığını keşfettiği minik Ada ve diğer başarılı çocuklarımızın ve değerli öğretmenlerimizin ve okul çalışanlarının “bir gün” lerini bize aktarmaya çalıştı.

Filmi beğendim. Belgesel film adına, özel konusu adına…
(Okan Bayülgen'e tekrar teşekkürler.)

Okul yöneticilerine, öğretmenlerine ve tüm çalışanlarına da buradan sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Model olarak aldıkları kavram, bir matematik dersinin dahi (çoğumuz için halen bir kabus ve tabu olan derstir, eminim...) her gün karşılaştığımız bir minik yaprak parçası ile de pekiştirilerek anlaşılır olabileceğini gördüm.
Doğal yiyeceklerin sofraya, bir kuzu yünü yastığın (yıllardır görülmemiş bir durumdur: Özellikle şehirli ailelerde) her akşam tatlı uykulara eşlik ettiğini...

Hayranlıkla izlediğim biniciliğin zaten okulda normal hayattan bir parça olduğunu ("vay be" dedim tabi,)

Siz de "mutlaka" izleyin derim. (15 Eylül itibariyle tüm müzik marketlerde satışa sunulacak olan bu çok özel filmin DVD satışından elde edilecek gelir Afrika’da kullanılmak üzere Türk Kızılayı’na bağışlanacak.)
Ben ise kızımı “bir gün” bu okula verebilmenin hayalini kuruyorum… Maddi imkanlarımı iyileştirirsem eğer...

14 Temmuz 2011 Perşembe

İki Yıl Aradan sonra...

Aynı kız, aynı kıyafet ama zaman

farklı: Akıp geçmiş gerçekten...

5 Kasım 2009 Perşembe

Zaman Akıp Geçmiş...


Uzuuuun bir aradan sonra merhaba,
belki yazacak çok şey vardı ama süresiz bir inzivaya çekildim...
Lakin hayatın inişli çıkışlı adımlarını atmak bu döneme nasip
olmuş diyorum.
Hastalıklar, moral yorgunluğu, keyifsizlik alabildiğine
bahane işte...
Alya bu zaman zarfında büyüdü...artık beş altı kelimelik
cümleleri ardı ardına sıralıyor. Koşturuyor, (artık beni öpüyor:)
espri bile yapıyor...Burada olmadığımız yaz aylarında Bactrim alerjisi
ve geçmeyen enfeksiyonunun tetiklediği ürtiker hikayesi
ile bayağı zor günler geçirdi...Şimdi çok şükür iyi gidiyoruz...
Ben ise, koşturmaca, iş, güç vs klasik cümlelerle geçiştireyim bari
diyor, en kısa sürede enteresan anılarım ve deneyimlerimle burada olmayı
temenni ediyorum...

4 Mart 2009 Çarşamba

"SÜLAL DİTTİ"


Bu Cumartesi, gün münasebetiyle akşam yemeğinde bizde toplandık. Zülal, Gülşah'ın sınavı olması nedeniyle daha erken bizdeydi. Gelmeden Alya'ya "Bak bugün Zülal gelecek, oynayacaksınız" telkinlerine başladım. Geldiklerinde diğer çocuklara yaptıkları gibi birbirlerine atlamadılar ama, Alya, Zülal'in yanında gözümün içine gülen gözlerle bakıyordu. Akşam saatlerine doğru bir ara gözden kayboldular. Bir de baksak yatak odasında Zülal çekmecelere dalmış, Alya da sandalyede oturmuş kendi başlarına oyuna başlamışlar. Birlikte fazla oyun oynamadılar ama, giderken Alya çok ağladı... "Sülal ditti" dedi durmadan...Ertesi gün Zülal ile yine karşılaştılar...Birbirlerinin peşinden gezinip durdular...Dikkatimi çeken şey ise birbirlerinin isimlerini çok çabuk kavramaları oldu. Zülal de "Ayya" demeye başladı :) Yola çıktıklarında yine aynı söz "Sülal ditti" tabi benim de içim eridi, gitti...

23 Şubat 2009 Pazartesi


Cumartesi öğleden önce, alışveriş yapmak için Bir alışveriş merkezine gittik (içinde 2-5 yaş çocuklara özel oyun parkı olan) yarım saatlik hakkımızı kullanmak üzere oyun alanına daldık... bizimki kaydırakta kaydı, trambolinde hobaa yaptı, sallanan oyun aracında (isimini bilemedim şimdi) oynadı..oyuncak eve girdi..top havuzunda topları dağıttı :) ama en çok trambolini sevdi. Orada ay ve yaş olarak daha büyük kız çocuklarla oynamayı çok sevdi.Ayrıca kaydırakta tepeden baktığı çocuklara sen oraya çıkma, sen buraya gelme anlamında bol bol bağırdı. Süremiz dolup, oradan başka alışveriş merkezine geçtik. (yan taraftakine:) Mağazalarda koşturmaca, ceketlerin arasına girmece oyunu başladı, Gel buraya, kaybolma diye diye gözlerim ne alayım neye bakayım derken başım ağrımaya başladı resmen...İki küçük çocuk peşine takıldı, koşturdular..yaşça büyük başka bir çocuk (zavallı) elindeki balonu kaptırmamak uğruna 10 dakika elini havada tutmak zorunda kaldı. Sonra üst kata çıktığımızda bir tanıtım standında dağıtılan balonlardan bize de verdiler...bizim kız çıkmak istemez, balonu bırakmak istemez...kapıdan bir bağırış bir çağırış zor çıktık. (tabi biz değil cici kızımız bağırıyor.):) bu öğleden önce oyun parkında başlayan bu hırs ve bağırma sendromu, akşam gittiğimiz Cem'in doğumgününde de devam etti, herkesten kaçtı, sevmek isteyene bağırdı... (Galiba 1 yaştan itibaren başlayan "ben" duygusuna, 20. aydan itibaren eklenen "inatçılık" duyguları, artı hafta içini özellikle bu havalarda evde geçirdikten sonra hafta sonu dışarı çıkmanın verdiği şaşkınlık eklenince sonuç bu oldu...tam anlamıyla çok bilinenli ama mümkün olduğunca sabır isteyen sonuçlu bir denklem :)
Pazar günü de "seni "atta" götüreyim mi kızım?" soruma cevap: Aynen aktarıyorum :) Pop onyamıdı mıdı..Hoba hoba mıdı mıdı...ayakkabı gitti...(Not:mıdı mıdı kısımları tam anlaşılamayan yerlerdir.)

13 Şubat 2009 Cuma

SEVİNÇLİYİZ, GURURLUYUZ :)



Herkese Merhaba,
Bu Sabah bloğuma baktığımda çok cici ve daha sonra beni çok mutlu eden bir mesajla
karşılaştım. Hemen "Minik Yaprak'ın Günlüğü"nü ziyaret ettim.
Sevgili İpek Hanım ve Yaprak bebek, bloğumuzu en sevdikleri
bloglar arasında göstermişler. Kendilerine çok teşekkür ediyor
ve sevgilerimizi iletiyorum.
“I Love Your Blog” bir oyun. Oyunun kurallarına gelince:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek,
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek,
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

Benim Listem, 6 blog siteden oluştu.
1-Minik Yaprak'ın Günlüğü
2-Ben Bugün Bunu Öğrendim.(Anne ve bebek konusundan çok farklı ama ben uzun süredir müptelasıyım diyebilirim.)
3-Çocukla Çocuk
4-Pastacı Burcu Gençoğlu (Pasta denemelerimde :) ilham veren blog)
5-Kırmızı Minder
6-Lama Mutfakta

11 Şubat 2009 Çarşamba

HAYATIMI SÜSLEYEN FOTOĞRAF


Geçen yaz çekilen bu fotoğraf, en sevdiklerim arasında...
Yüzünü ekşitmiş olsa da beyaz şapkalı "bayan" en'ler listemizde
olmasına engel olamadı. Anneme de hediye ettik çerçevelenmiş bir örneğini, duvarını süslüyor.
Bu sabah beşiğine yavaşça koyarken gözlerini açtı, beşiğin file penceresinden karşısında oturan annemi gördü, gülümsedi ve öpücükler yaparak el salladı, sonra gözlerini yumarak uyumaya devam etti. Tabi annemle biz de koptuk...Sessiz gülmek için kendimizi tutup salona attık...Ben de hazırlanarak iş yerine gelmek üzere evden çıktım...Ne zaman nerede ne yapacağı belli olmayan bebek seni çooook seviyorummm...